Denkleştirici Adalet İlkesi Nedir?

DENKLEŞTİRİCİ ADALET İLKESİ NEDİR?

Toplumsal düzeni ve hukuki güvenliği ayakta tutan denkleştirici adalet ilkesi, hukuki ilişkilerde objektifliği ve mutlak eşitliği hedefleyen en temel yapı taşlarından biridir. Günümüz hukuku açısından bu ilke, somut bir uygulama alanına sahiptir. Nitekim denkleştirici adalet, tazminat hukukunda zararın eksiksiz karşılanmasında, ceza hukukunda fiille orantılı cezaların tayininde, sözleşme ve borçlar hukukunda ise bilhassa geçersiz sözleşmelerin tasfiyesi ile sebepsiz zenginleşmeden doğan iade borçlarının adil şekilde hesaplanmasında uygulama alanı bulmaktadır.

Denkleştirici Adalet İlkesinin Hukuki Dayanakları

Denkleştirici adalet ilkesi Türk hukukunda doğrudan bir kanun maddesinde yer almamakla birlikte başta Anayasa, Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku olmak üzere temel mevzuatın Yargıtay içtihatları ışığında yorumlanarak günümüzdeki hukuki niteliği ve uygulama alanı oluşmuştur.

İlkeyi incelemeye, temelini oluşturduğu Anayasa ile başlamak gerekir. Denkleştirici adalet, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen ‘’Hukuk Devleti’’ ilkesinin bir gereğidir. Hukuk devleti ilkesi, kişilerin mal varlıklarında ve haklarında meydana gelen eksilmelerin, yani hak kayıplarının önlenmesini zorunlu kılar.

Özel hukuk bağlamında incelendiğinde ise Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile doğrudan bağlantılı olduğu görülmektedir. Türk hukukunda dürüstlük kuralı, hak ve borçların yorumlanmasında, uygulanmasında ve yerine getirilmesinde uyulması zorunlu olan objektif bir davranış standardıdır. Bu kural, hak sahiplerinin haklarını kullanırken makul, dürüst bir insanın göstereceği özenin gösterilmesi gerektiğini düzenlemekle beraber hakkın kötüye kullanılması yasağı da ele alınmakta ve dürüstlük kuralının sınırı çizilmektedir. Denkleştirici adalet ilkesi, temelini tam olarak bu sınırda bulmaktadır.

Özel hukuk bağlamında taraflar arasındaki hak ve borç dengesini gözeten denkleştirici adalet ilkesi, kamu hukuku alanında ise doğrudan devlet ile birey arasındaki ilişkileri düzenler. Kamu gücünü elinde bulunduran devlet otoritesi karşısında bireyin haklarını güvence altına alan bu ilke, idari veya hukuki süreçlerde vatandaşın uğradığı her türlü mülkiyet zararının ve hak kaybının eksiksiz şekilde giderilmesini zorunlu kılar. Dolayısıyla kamu hukukunda denkleştirici adalet, devletin egemenlik yetkisini kullanırken hukuka bağlı kalmasının ve haksızlıkları mutlak bir eşitlikle telafi etmesinin en temel dayanağıdır.

Denkleştirici Adalet İlkesinin Uygulanması

Tapu Dışında (Haricen) Yapılan Taşınmaz Satışları

Taşınmaz mülkiyetinin devri amacı güden sözleşmeler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 706 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 237 gereğince resmi şekilde yapılmalıdır. Tapu, ev, arsa gibi taşınmazların satış işleminin geçerli olması bu hususa bağlıdır. Bu kapsamda tarafların kendi aralarında adi yazılı şekille yaptıkları sözleşmeler kesin olarak geçersizdir.

Uygulamada en sık karşılaşılan senaryo, tarafların kendi aralarında adi yazılı şekilde taşınmaz satışı yapmasıdır. Bu durumlarda alıcı, sözleşmeye güvenerek satış bedelini satıcıya ödemekte; ancak sözleşmenin geçersizliği nedeniyle taşınmazın tapuda mülkiyet devri gerçekleştirilememektedir. Bu sebepsiz zenginleşme teşkil etmekle birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 77 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda normal şartlarda alıcı ödediği paranın aynen iadesini talep edebilmektedir. Fakat Türkiye gibi enflasyonist bir ülkede zenginleşmenin aynen iadesi adil olmayan sonuçlar doğuracaktır. Bu noktada denkleştirici adalet ilkesi gereğince iade edilecek miktarın o zamanki satın alma gücü ile günümüz şartlarına göre hesaplanıp iade edilmesi gerekmektedir.

Tapu Harcı Hesaplama

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2019/3735 E. Ve 2020/77 K. Sayılı kararı:

“…Mahkemece; tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşmenin resmi şekilde yapılmamış olması nedeniyle hukuken geçersiz olduğu, bu durumda tarafların verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilecekleri, davacının ödemiş olduğu bedelin iadesine karar verilirken denkleştirici adalet ilkesi uyarınca verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerektiği…”

Araç Satış Vaadi Sözleşmeleri

Taşınmaz satış sözleşmelerinde olduğu gibi, motorlu araçların mülkiyetini devretme amacı güden satış veya satış vaadi sözleşmeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca noter huzurunda resmi şekilde yapılmalıdır. Kanunun aradığı bu şekil şartı bir geçerlilik şartı olup, tarafların kendi aralarında adi yazılı şekilde yaptığı araç satışları hukuken geçersizdir.

Kişiler geçersiz sözleşmeye güvenerek satış bedelini ödemekte fakat aracın mülkiyetini devralamamakta ve bu sebeple mağduriyetler yaşanılabilmektedir. Burada sözleşmenin geçersizliği sebebiyle haksız bir zenginleşme gerçekleşmekte ve aynı taşınmaz satış sözleşmelerinde olduğu gibi sebepsiz zenginleşme kurumu uyarınca aynen iade talep edilebilmektedir. 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/16944 E. ve 2015/9345 K. sayılı kararı:

“…Araç satış işleminin geçerli olabilmesi için 2918 sayılı KTK’nın 20/e maddesi gereğince noter satışı ile aracın devrinin davacıya verilmesi gerekmektedir. Geçersiz sözleşme nedeniyle TBK.’nun 77-82.(BK’nun 61-66.) maddeleri gereğince sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre herkes aldığını iade etmekle yükümlüdür.

Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder…”

Mirasçılar Arasındaki Geçersiz Taksim ve Devir Sözleşmeleri

Ülkemizde miras bırakanın vefatından sonra mirasçıların kendi aralarında resmi makamlara gitmeksizin, adi yazılı şekilde veya sözlü olarak miras paylarını devretmeleri ya da malları bölüşmeleri (harici taksim) oldukça yaygındır. Bu süreçte sıklıkla bir mirasçı, diğer mirasçıya belli bir miktar nakit para ödeyerek ortak miras kalan bir mal varlığının veya taşınmazın kendisine bırakılmasını talep etmektedir. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 677. Maddesi uyarınca, mirasçılar arasında miras payının devrine ilişkin yapılacak sözleşmelerin geçerliliği resmi yazılı şekil şartına bağlanmıştır. Kanunun aradığı bu emredici şekil şartıns uyulmadan yapılan harici sözleşmeler hukuken geçersizdir.

Sözleşmenin geçersizliği durumunda taraflar, sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince verdiklerini karşılıklı olarak geri isteme hakkına sahip olur. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre, mirasçılardan birinin sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek malı geri alması halinde, diğer tarafın ödediği paranın enflasyon karşısında erimesini önlemek adına tapunun yasal olarak alınmasının kesinlikle imkansız hale geldiği (yani açılan tapu davasının reddedilerek kesinleştiği) tarih esas alınır. 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/3345 E. ve 2017/3414 K. sayılı kararı:

“…Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamasına göre; hukuken geçersiz sözleşme nedeniyle yapılan ödemelerin, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücü, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle belirlenmelidir.

Davaya konu sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği tarih, bu sözleşmeye dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil istemi ile açılan dava hakkında verilen red kararının kesinleştiği.. tarihtir…”

Miras Hukukunda “Mirasta Denkleştirme”

Türk Medeni Kanunu’nun 669. Maddesinde düzenlenen “Mirasta Denkleştirme”,  aile içindeki mal paylaşımı adaletini koruyan çok önemli bir kuraldır. Bu kuralın temel amacı, bir anne veya babanın hayattayken çocuklarından birine yaptığı büyük maddi yardımların (evlilik çeyizi, iş kurma sermayesi veya üzerine ev/arsa yapma gibi); o öldükten sonra diğer kardeşlerin hakkını yemesini engellemektir. Kanun burada adil bir denge kurar. Sağlığında anne-babasından büyük bir destek alan mirasçı, miras paylaşımı günü geldiğinde bu aldığı miktarı toplam mirasa geri eklemekle yükümlüdür. Böylece kardeşler arasında tam bir eşitlik sağlanır ve hiç kimse haksız yere mağdur edilmez.

​Bu sebeple miras hukukundaki bu denkleştirme mantığı, özü itibarıyla borçlar hukukundaki “sebepsiz zenginleşme” kuralıyla tamamen aynı amaca hizmet eder. Yargıtay’ın da açıkça belirttiği gibi, sağlığında haksız bir avantaj elde eden mirasçının iade edeceği miktar hesaplanırken paranın yıllar önceki eski değeri değil; günümüzdeki gerçek ekonomik değeri esas alınır. Böylece mal varlıkları arasında geçmişte yaşanan haksızlıklar bugünün şartlarına göre dengelenir ve mirasçılar arasında tam bir hakkaniyet kurulur.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/9034 E. Ve 2019/3584 K. Sayılı kararı:

​“…İade edilecek mal varlığı yönünden seçim hakkı davalınındır; ister aynen iade eder, isterse bedelini öder. Miras payını aşan kısmının davalıda kalması miras bırakanın iradesinden anlaşılıyorsa, aşan kısım için iade istenemez. Denkleştirme, denkleştirme anındaki değere göre yapılır. Denkleştirmede sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. Islah olmadıkça ya da terditli dava açılmamışsa kendiliğinden tenkis davasına dönüşmez…”

İş Hukukunda Kıdem Tazminatı

İş hukuku, Anayasa’da yer alan “Sosyal Devlet” ilkesinin bir gereği olarak, işveren karşısında ekonomik açıdan daha güçsüz konumda olan işçiyi ve onun emeğini korumayı amaçlar. Bu korumanın en somut örneği olan kıdem tazminatı, bir işçinin aynı işyerinde en az bir yıl boyunca dökerek verdiği emeğin ve gösterdiği sadakatin karşılığı olarak ödenen toplu bir yıpranma bedelidir. Hukukumuzda hem işçinin emeğini korumak hem de işverenin haklı sebeplerle (ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık gibi) tazminat ödemekten kaçınma hakkını gözetmek adına hassas bir denge kurulmuştur. Ancak işçi bu tazminata yasal olarak hak kazandığı halde ödeme zamanında yapılmaz ve süreç mahkemeye taşınırsa, uzayan davalar nedeniyle bu bedel enflasyon karşısında erime tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Ülkemizde halihazırda 4857 sayılı İş Kanunu uygulanıyor olsa da, kıdem tazminatının korunması eski (mülga) 1475 sayılı İş Kanunu’nun halen istisnai olarak yürürlükte kalan 14. maddesine dayanmaktadır. Kanun koyucu, sosyal devlet anlayışıyla işçinin yıllarca verdiği emeğin karşılığının pul olmasının engellenerek denkleştirici adalet ilkesinin uygulanarak; kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi halinde “bankalarca uygulanan en yüksek işletme kredisi faizine” hükmedileceğini düzenlemiştir. Bu özel koruma kalkanı, paranın değer kaybını tam olarak denkleştirerek adalet terazisini yeniden kurmaktadır.

Kıdem Tazminatı Hesaplama

İdare Hukukunda Kamulaştırma Bedeli

​Denkleştirici adalet ilkesinin mülkiyet hakkını koruma altına aldığı en somut alanlardan biri de kamulaştırma süreçleridir. İdarenin kamu yararı kararına dayanarak şahıslara ait taşınmazları rızaları olmaksızın mülkiyetine geçirdiği bu işlemlerde, Anayasa’nın 46. Maddesi gereğince taşınmazın gerçek rayiç bedelinin vatandaşa peşin ve nakden ödenmesi esastır. Ancak uygulamada taraflar satın alma yolunda anlaşamadığında, süreç Asliye Hukuk Mahkemesi’ne taşınmakta ve “bedel tespiti” davalarının kesinleşmesi uzun yılları bulabilmektedir. Denkleştirici adalet ilkesi tam bu noktada devreye girer: Mahkemece süreç sonunda hükmedilecek kamulaştırma bedeli, aradan geçen dava yılları zarfında paranın uğradığı değer kaybı hesaplanarak güncel alım gücüne ulaştırılmalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de yerleşik kararlarında, kamulaştırma bedellerinin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasını doğrudan mülkiyet hakkının ihlali olarak kabul etmektedir. Taşınmaz bedelinin yüksek enflasyon karşısında erimeden, ilk günkü alım gücüyle ve kuruşu kuruşuna denkleştirilerek ödenmesi, mülkiyet hakkının ve hukuk devleti ilkesinin kaçınılmaz bir gereğidir.

Denkleştirici Adalet İlkesine Göre Hesaplama Yöntemleri

Hukuken geçersiz olan tüm sözleşmelerde, ödenmeyen kıdem tazminatı alacaklarında ve idarenin geç ödediği kamulaştırma bedellerinde temel amaç, tarafların mal varlığındaki haksız eksilmenin önüne geçmek ve hakkaniyete uygun, adil bir sonuç elde etmektir. Taşınmazların harici satışı, resmi şekle tabi araç satışları, miras taksim sözleşmeleri, zamanında ödenmeyen işçi alacakları veya değer kaybına uğrayan kamulaştırma bedelleri gibi uygulamada sıkça karşılaşılan tüm durumlarda iade veya tazmin bedeli belirlenirken, paranın alım gücünün korunması ve dengelenmesi esastır. Bu doğrultuda bilirkişi şu ekonomik parametreleri dikkate alır:

  • ​Enflasyon Oranları (ÜFE – TÜFE): İki tarih arasında genel piyasadaki fiyat artış endeksleri. 
  • ​Altın ve Döviz Kurları: Ödenen paranın külçe altın, Amerikan Doları ve Euro karşısındaki değer değişimi.
  • ​Maaş Artış Katsayıları: Kamuda çalışan memur maaşları ve işçi ücretlerindeki dönemsel artışlar.
  • ​Yasal Faiz Oranları: Devlet bankalarının o süreçte mevduata uyguladığı faiz oranları.

​Denkleştirici Adalet İlkesine Dayalı Davalarda Zamanaşımı

Geçersiz sözleşmelerden doğan iade talepleri aslında birer sebepsiz zenginleşme davaları olduğu için, uygulanacak zamanaşımı süreleri de Türk Borçlar Kanunu’nun 82. maddesine tabidir ve iki önemli husus düzenlenmektedir: 

-​Hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl.

-Herhalde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl.

Avukatın Notu

Uygulamada vatandaşların düştüğü en büyük yanılgı, kendi aralarında imzaladıkları veya parasını ödedikleri her sözleşmenin hukuken kesin olarak geçerli olduğunu düşünmeleridir. Ancak kanunun aradığı resmi şekil şartlarına uyulmadığı için bu sözleşmeler hukuken geçersiz kalmakta ve taraflar ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca verdiklerinin aynen iadesini talep edebilmektedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu yüksek enflasyonist ekonomik yapı sebebiyle, paranın yıllar önceki değeriyle aynen iade edilmesi alıcının çok büyük hak kayıplarına uğramasına yol açmakta. Denkleştirici adalet ilkesi, bu adaletsizliği gidermek adına çok güçlü bir hukuki araçtır. Ancak bilirkişi hesaplamalarında doğru parametrelerin kullanılması ve Yargıtay’ın güncel içtihatlarının dosyaya doğru aktarılması davanın kaderini doğrudan etkiler. Bu nedenle sürecin en başından itibaren uzman bir avukat desteğiyle hareket edilmesi, hak kaybı yaşanmaması adına kritik önem taşımaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

  • Dava açarken talep edeceğimiz miktarı nasıl belirleyeceğiz?

Denkleştirici adalet davalarında iade edilecek net tutar, dava açılmadan önce kesin olarak bilinemez. Çünkü bu tutar, mahkemenin atayacağı bilirkişi heyeti tarafından enflasyon, altın, döviz ve maaş artış katsayılarının aritmetik ortalaması alınarak hesaplanır. Bu nedenle dava açılırken hak kaybı yaşamamak adına belirsiz alacak davası şeklinde açılması veya hukuki miktarın uzman bir avukatla belirlenmesi gerekir.

  • ​Dava açıldıktan sonra bilirkişi raporuna itiraz etme hakkımız var mıdır?

Evet, vardır. Mahkemenin atadığı bilirkişi heyeti denkleştirici adalet hesaplamasını yapıp raporu sunduğunda, bu rapor taraflara tebliğ edilir. Raporda eksik bir parametre kullanılmışsa, enflasyon verileri yanlış hesaplanmışsa veya Yargıtay’ın güncel formüllerine uyulmamışsa, iki hafta içinde rapora gerekçeli olarak itiraz etme ve ek rapor alınmasını talep etme hakkınız mevcuttur.

  • ​Bu dava türü sadece taşınmaz (ev/arsa) satışlarında mı geçerlidir?

Hayır, sadece taşınmazlarda değil, kanunun resmi şekil şartı aradığı noter dışı araç satışları, mirasçılar arasında usulüne uygun yapılmayan harici miras taksim ve devir sözleşmeleri gibi hukuken geçersiz olan tüm edimlerin iadesinde denkleştirici adalet ilkesi uygulanır.

  • Geçersiz sözleşmeyle aldığım taşınmazı veya aracı uzun yıllar kullandım, benden kullanım bedeli istenebilir mi?

Yargıtay’ın bu konuda çok net bir kuralı vardır: “Herkes aldığını aynı anda iade etmekle yükümlüdür.” Siz parayı ödeyip malı kullanırken, karşı taraf da sizin paranızı kullanıp haksız bir zenginleşme elde etmektedir. Bu nedenle satıcı size güncel parayı denkleştirici adalet ilkesine göre eksiksiz iade edene kadar, malı kullanmaya devam edebilirsiniz ve sizden kullanım bedeli talep edemez. 

  • Sözleşmeyi imzaladığımız tarihteki döviz kurunu veya altın fiyatını doğrudan talep edebilir miyim?

Hayır, mahkemeden doğrudan dava tarihindeki altın veya döviz karşılığının aynen iadesi talep edilemez. Denkleştirici adalet ilkesinde amaç, paranın sadece tek bir yatırım aracına (örneğin sadece altına) göre değil; enflasyon, ÜFE-TÜFE, döviz, altın ve maaş artışları gibi tüm ekonomik etkenlerin müşterek ortalaması alınarak Türk lirası bazındaki gerçek alım gücünün hesaplanmasıdır.

Taşçı Hukuk Bürosu – İstanbul Avukat

Henüz yorum yok.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Call Now Button